Fransız Bayrağının Kirlenen Beyazı - Ediz Sarıışık
FRANSIZ BAYRAĞININ KİRLENEN BEYAZI
Ediz Sarıışık / Moleküler Biyoloji ve Genetik
Ekim ayının sonlarında başlayan Fransa başkentinin banliyölerinde iki Müslüman gencin polisten kaçarken elektrik akımına kapılarak ölmeleriyle patlak veren isyan uzun süre Fransa’da karışıklığa yol açtı. Tüm ülkeye yayılan eylemler, Paris'in merkezine de sıçradı. Binlerce araba ateşe verildi, aralarında ilkokulların, liselerin ve iş merkezlerinin de bulunduğu onlarca bina kundaklandı. Bunun üzerine Cezayir bağımsızlık savaşı sırasında uygulanan olağanüstü hal yasası uygulamaya konuldu. Bu bile olayları dindirmeye yetmedi. Aralarında 4 Türk’ünde bulunduğu binlerce göçmen gözaltına alındı. Olaylar sadece Fransa’yla da sınırlı kalmadı. Belçika’nın Brüksel ve Almanya’nın Bremen ve başkent Berlin’de birçok araba ateşe verildi ve kundaklama olayları yaşandı.
İsyan sırasında Fransız yetkililerin açıklamaları isyanı alevlendiren etkenler arasında. Fransa’da eylemcileri “pislikler” olarak nitelendiren Fransız İç işleri bakanı Nicolas Sarkozy "Valilerden, oturma izni de olsa mahkûm olanların derhal sınır dışı edilmesini istedim" dedi. Aşırı sağcı lider Jean-Maire Le Pen ise, "İsyana karışanlar, kâğıt üzerinde Fransız" diyerek vatandaşlık hakkının ellerinden alınmasını istedi. Le Pen, isyancılar için "Bunların iş aradığını düşünmüyorum. Büyük kısmı, sosyal yardımlar, yeraltı ekonomisi ve uyuşturucu trafiğiyle yaşamaktan mutlu" görüşünü dile getirdi. Fransız Hükümeti bu insanları ikinci sınıf vatandaş statüsünde gördüğünü açık açık hiç kimseden çekinmeden söyleme cesaretini gösterebilmiştir. Aslında bu sözlerden isyanın nedenini anlamak hiçte zor değildir.
Peki, bu olayların gerçek nedeni neydi? Çeşitli yorumlar yazıldı, çizildi. Hatta ilginçtir Sayın Başbakanımız RTE isyanın nedenini kendince çözdü. İsyanın nedeni “türban”dı. İsyan Fransa’daki türban yasağını protesto amacıyla çıkmıştı. Başbakanımıza göre yakında Türkiye’de benzer şekilde bir isyanın çıkma ihtimalini göz ardı edemeyiz herhalde. Böyle bir isyan çıktığında Başbakanımızın da en ön saflarda yer alacağından kuşku duymuyoruz. Bu dileğini her fırsatta dile getirmekten çekinmiyor. Neyse başbakanımızın açıklamasını bir yere bırakırsak Paris'teki isyana neden olarak, Fransız İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin yaptığı sert bir konuşmayı ve Fransa'nın asimilasyon politikası gösterenler çok. Ama asıl nedenin biraz daha derinlerde aranması gerektiği kanısındayım. Konunun belli bir etnik veya dini grupla ilgisi olmadığı da açıktır. O işsizler, banliyölerde yaşamak zorunda kalan Kuzey Afrika kökenli Müslüman Fransızlar değil, New Orleans'daki zenci Amerikalılar da olabilirlerdi. Fransız hükümetlerinin banliyölerde yaşayanlara karşı güttüğü sert politika, polis baskınları ile yürütülüyor ve bu işsiz güçsüz gençlerin üzerinde tehlikeli bir baskı oluşturuyordu. Kapitalist yaşam biçiminin, insanlara sadece işleri ve kazandıkları para bazında değer biçmesi, sosyal barışı tehdit etmeye başlamıştır. Açlık sınırında işsiz, parasız, çaresiz ve umutsuzca yaşamaya çalışan insanları polis devleti metotlarıyla susturup aç açına evlerine hapsetmek, onları yok saymak, artık mümkün değildir.
“Onlar barış istiyorsa, biz de adalet istiyoruz” bunlar Bilal adlı bir göçmen gencin sözleri. Bu sözler adeta günlerce süren isyanın bir özeti gibi. Fransa’nın banliyölerinde patlak veren bu isyan Fransız Devriminden sonra ortaya çıkan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerinin artık geçerliliğini yitirdiğinin de göstergesi. 2. Dünya Savaşı sonrası emek gücü olmaları için ülkeye davet edilen ve şimdi nüfusun yüzde 10'unu oluşturan 5,5 milyonluk Kuzey Afrikalı göçmenler için devrim ilkelerinin zaten hiç geçerli olmadığı ve entegrasyondan ziyade, 'Bir gün nasıl olsa giderler' düsturuyla Fransızların onları asimile etmeye bile tenezzül etmedikleri de rahatlıkla söylenebilir.


