Bu Topraklar Kimin - Şule Çivi

BU TOPRAKLAR KİMİN?

Şule Çivi / Fizik Bölümü

Cocuklar
Dick Osseman

Yazın, Cumhuriyet Gazetesi’nde gördüğüm bir haberin başlığı şuydu:“Diyarbakır Bismil’de Köylülerin Ağaya İsyanı”(1). Yaşım itibariyle daha önce rastlamadığım bu tip bir habere pek şaşırmıştım. Hâlbuki orada gelişen olaylarla Aslanoğlu ve Sinan köyleri daha çok çıkacaktı karşıma. Bismil’de bu iki köy fire vermeden ayaklandı. Şikâyetleri, topraksız olmak, işsiz olmak, okulsuz olmaktı. Şikâyetleri ağanın adamlarının kocalarını genç, yaşlı, sakat demeden sebepsiz yere tutuklamasıydı. Şikâyetleri, yıllardır ekip biçtikleri 12 bin dönüm arazinin ağaya ait olmasıydı. Ellerinde ve evlerinin damlarındaki Türk bayraklarıyla, Atatürk posterleriyle “Kahrolsun Ağalık, Yaşasın Cumhuriyet!” sloganıyla yürüdüler. Bir bakalım, yıllardır neresinde köylü bu ülkenin:

“Köylü Milletin Efendisidir.”

Cumhuriyet Devrimi yüzde 90’ı köylü olan bir halkla başarıldı. Devrimin yapılması demek bir yaşam biçiminden diğerine geçilecek olduğunu gösteriyordu. Köylünün hak ettiğini alma vakti gelmişti. Yaşamını bağladığı bir avuç toprağın sahibi olmalıydı her bir aile. Atatürk,“Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, TBMM’nin iktisadi siyaseti bu asli gayeye erişmek maksadını güder. ” sözleriyle en başından beri silah arkadaşlarına sahip çıkmıştır. Türkiye’de toprak reformuna yönelik çalışmalar 1920’li yılların başında, genellikle güncel pratik nedenlerle ya da muhacirlere toprak bulma kaygısıyla bir miktar toprağın dağıtılmasıyla başlamıştır(2). Bu yıllarda toprak reformuna öncülük edilse bile ağaların ve şeyhlerin de desteğiyle kazanılmış Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından onların ellerinden toprağı almak ve devlet hazinesine geçirmek mümkün olmayacaktır. Toprak reformu, geleneksel anlayışı ile toprak mülkiyetinin parçalanarak bu toprakların, onların üzerinde çalışan topraksız ve az topraklı köylülere dağıtımı demektir. Bu anlayışa göre, büyük araziler kamulaştırılarak bunları işleyene, kiracı-ortakçı gibi kimselere veya topraksız ve az topraklı çiftçilere dağıtılmakta; ya da aynı işlem devlet arazisi parçalanarak yapılmaktadır.(3) Tek bireyin alacağı toprak büyüklüğü sınırlandırılır, bu da ağanın kendisine ait köylerinin elinden alınması anlamına gelir.
Aradan on yıl geçer. 1933–34 yıllarında devlet şurasına “İskân Toprak Kanunu” adını taşıyan tasarı gönderilir. Tasarıya göre, kişilerin ellerine geçmiş olan çok miktardaki hazine toprakları devletin olacak ne topraksızlara dağıtılacaktır. Ancak devlet şurası tasarıyı geri çevirdiğinden tasarı kanunlaşamamıştır.(4)
27 Mayıs 1961 devrimiyle gelen Milli Birlik Hükümeti 55 ağayı sürgüne gönderecek bir kanun çıkartır. Gerekçesini şöyle ifade eder: “Sosyal birtakım reformları yapabilmek, ortaçağın Türkiye’de yaşayan düzenini yok etmek, 20. yy.da devlet üstüne kuvvet olmadığını anlatmak, vatandaşın sömürülmesine engel olmak gayesiyle bu kanun çıkartılmıştır. ”
19 Temmuz 1973 tarihinde nihayet 1757 sayılı kanun yürürlüğe girer ancak tarım ve toprak reformunu öngören bu yasa 10 Mayıs 1978’de toprağın işlemesini bilmeyen ellerde çarçur olduğu gerekçesiyle kaldırılır. Bu, çiftçiye ve köylüye eğitim vermeyen hükümet için iyi bir bahane olmuştur. Reformun toprak kısmı uygulanmış olsa bile tarım kısmı uygulanmamıştır.
1984 yılında ise tarım reformu ön plana çıkarılmış; yani topraklandırma yerine tarımsal gelişme öngörülmüştür. Ellerindekini de kaybeden köylü yine geçimini sağlayamaz ve göç eder.

Köylü Yok Sayılıyor

Daha sonraki hükümetler ağızlarına bile almamışlardır “Toprak” kelimesini. Bugün yüzde 40’lardan yüzde 5’lere düşürülmeye çalışılıyor köylü nüfusu. Tapu ve Kadastro Eski Genel Müdürü Orhan Özkaya’nın açıklaması şöyle:“Avrupa Birliği’nin isteği üzerine, köylü nüfusunu azaltmak için 5216 sayılı ‘Büyükşehir Yasası çıkartılmış, şehrin vilayet binası merkez alınarak 50 km yarıçapındaki alanda kalan köyler kâğıt üzerinde köylülükten kurtarılarak büyükşehrin mahalleleri konumuna getirilmiştir. Yani yeni kent varoşları AB dayatmalarıyla yaratılmış, köylülük yüzde 10’dan aşağıya çekilmiştir.”(5) Köylü nüfusunun az olması, bir ülkenin feodal düzenden kapitalist düzene geçmiş olduğunu gösterir ancak Türkiye yarı feodal düzene sahiptir. Hala, köylünün ülke ekonomisine katkısı büyüktür. Bu üreticilerin yok sayılması ekonomik alanda intihar demektir ülkemiz için.
Anadolu’nun bu verimli topraklarına sahip olan Türkiye, tüm tarım ürünü ihtiyacını karşılayabilecek konumdan dışalımcı konumuna düşmüştür. Köylüye, ekebilecekleri ürün konusunda sınır konmuş; yabancı ülkelerden alınan ve ürünlerinden tohum elde edilemeyecek Amerikan tohumları satılmıştır. Söke’deki tekstil fabrikası yanı başındaki pamuğu değil Amerika’dan ithal ettiği pamuğu işlemektedir. (6)Yabancı yatırımcılar, üstündeki mayınları temizlemek pahasına topraklarımızı satın almaya devam ediyorlar. Kurtuluş Savaşı’yla kazanılmış olan her bir avuç toprak paraya teslim ediliyor, ürün verecek köylünün ellerinden alınarak.
Şimdiki AKP hükümetinin sesi çıkıyor toprak konusunda: Anayasanın 44. maddesini (Bu madde, topraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak şeklinde özetlenebilir) çiğniyor her zamanki vatan hainliğiyle. Avrupa Birliği’ne uyumu zorlaştırıyor gerekçesiyle ihtiyacı olan çiftçiye toprak dağıtımı durduruldu.

Adını Koymak Lazım!

Köylü, her taraftan kapana kısılmış durumdadır. Topraksız bırakılıp şehre göç etmeye zorlanır, işsizliğe işsizlik katar. Kendi köyünde kalınca ağanın köleliğinin karşısında ancak doyurur karnını. Ne sağlık ne de eğitim olanağı vardır. Köylü için hak arasan karşına AB çıkar, yarı sömürge durumundaki ülkemizde: “Senin köylü nüfusun kaç ki bu kadar çok şey istiyorsun? Gel onlara da azınlık diyelim biz, daha estetik böleriz sizi.” der mesela.
Irak’a, Afganistan’a gitmeye gerek yok, emperyalizm burnumuzun dibindedir. Köylünün elinden toprağı alan, PKK’ya yataklık eden ağayı destekler emperyalizm. Feodal kalıntıları destekledikçe kolaylaşır işi. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar.

Sus Pus Kim Oturur?

Her sömürüye bir isyan yükselir diyalektik gereği. Aslanoğlu köyü adını değiştirdi, Cumhuriyet koydu. Aldı eline bayrağını, bağırdı kadını çocuğu:“Ağa diyor ki, sizi kuş gibi ezeceğim. Bizi kuş zannediyor. O ormanda yaşayan bir vahşi. Camiye, okula gelen eşyaları bile aldı götürdü. Bizi buradan kovuyor, çıkın gidin diyor. Burası bizim cumhuriyetimizdir, meskenimizdir. Dün korkuyorduk, bugün korkmuyoruz. ” Emperyalizmle sırt sırta vermiş olan ağayı devirmeye kararlı olan bu köylüler öncülüğün bir parçasıdır. Yalnız güneydoğuda değil ülkemizin dört bir tarafında dalgalanmaktadır öncülerin isyan bayrağı. Farkındadırlar ki onların sorunu Cumhuriyet Devrimi’nin yarım bıraktığı sorunların bir parçasıdır. Öncülük ettikleri, bu sorunların çözümü için gelecek devrimlerdir. İşçiyle omuz omuza yıkacaklardır emperyalizmi.

Sevgili Cumhuriyet Köylüleri,
ODTÜ Ulusal Bağımsızlık Cephesi sesinizi duyuyor ve destek veriyor. Biliyor ki bu topraklar hepimizin; herkesi, hep birlikte emperyalizmle mücadele etmeye çağırıyor.

1.Cumhuriyet Gazetesi, 4 Haziran 2005
2.TMMOB’nin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne gönderdiği davetiyeden Mayıs 2005
www.hkmo.org.tr
3.Sevgi Korkut, Toprak Reformu ve Türkiye, TBMM Basımevi 1984
4.Abdi Özkök, Türkiye’de Toprak Dağılımı: Tarihsel Gelişme ve Bugünkü Durum, Toprak Reformu ve Ekonomik Gelişme Semineri, İst. Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferansı Heyeti Yayını,1971.
5.Aydınlık Dergisi, Sayı 956
6.a.g.e, Sayı 949