Aydınlardan seçme yazılar
Kazmalar ve Maşalar - Nihat Genç
Submitted by altay on Şubat 25, 2006 - 14:09.Tanrı hepimizi cehaletten korusun. Çünkü bugünlerde Tanrı hepimizi taşkafa aydınlarla tecrübeden geçiriyor. Olsun, hastalık henüz bedenimize sızmış değil.
Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması düşünülüp iptal edilen Ermeni Konferansı'nın konuşmacılarını kastediyorum. Bu yazarların metinlerine on yıllar boyu zahmet edip eğildim. Eserlerini inceledim. Yani, muhteremlerin ne dediklerini anlamaya çalıştım, defalarca kafamda döndürdüm, durdum.
Ve şimdi onları, ellerinde tahta bir haç, gökkubbemize girmiş şaşkınlar, yüzlerinde bir yarasa karanlığı olarak görüyorum.
Bunların güya bir düşmanları var, resmi tarih tezi. Bir statüko, bir devlet tezi, tutturmuşlar. Akıllarınca bu resmi tezleri şeytanileştirmeye çalışıyorlar.
Yani, bütün kötülüklerin kaynağı bu resmi tezlermiş. İşte bu yüzden yaygaralarının yettiği Avrupa'daki lobilerle bu tezleri kanundışı ilan etmeye başladılar bile.
Türkiye Yeniden Bizans'a Dönüştürülüyor - Anıl Çeçen
Submitted by altay on Şubat 15, 2006 - 16:51.Türkiye Yeniden Bizans'a Dönüştürülüyor
Anıl Çeçen
Bayrağında İsa’nın 12 havarisini yıldızlarla temsil ettiren Avrupa Birliği büyük bir Hıristiyan birliğine yönelirken , ilk Hıristiyanların Roma imparatorluğu zulmünden kaçarak gelip saklandıkları Anadolu topraklarını da böylesine büyük bir Hıristiyan birliğinin sınırları içerisine almanın çabası içerisindedir ilk Hıristiyanların yaşadıkları Anadolu topraklarına kutsal bölgeler ilan ederek , bu doğrultuda her yıl inanç turizmi adı altında bir çok Hıristiyan’ı getirip Anadolu topraklarını gezdiren Avrupa Hıristiyan Birliği artık bu toprakların Türklerin ve Müslümanların elinden alınması gerektiği inancını yeni girişimleri ile ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda hem kamuoyu oluşturulmaktadır hem de Avrupa Birliği temsilcileri aracılığı ile beşyüz milyon dolar civarında para dağıtılarak lobicilik çalışmaları ile sonuca gidilmeğe çalışılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinin Lozan Antlaşmasından gelen siyasal yapısını bir türlü kabul etmek istemeyen Avrupa Emperyalizmi , tıpkı yirminciyüzyılın başlarında olduğu gibi yeni Sevr Antlaşması arayışı içerisindedir.
Kemalist Türkiye'de İdeoloji Arayışı: 1919-1939 - Feroz Ahmad
Submitted by altay on Şubat 15, 2006 - 16:37.KEMALİST TÜRKİYE'DE İDEOLOJİ ARAYIŞI : 1919-1939
Feroz AHMAD
1945'te tekpartili siyasetten çok partili siyasete geçiş hakkında yazan hemen herkes, bu can alıcı değişikliği Cumhurbaşkanı İsmet İnönünün devlet adamlığına bağlar. Bazıları, Türkiye'nin parlamenter demokrasi deneyimine girişmesinin ve Batı dünyasına katılmasının zamanının geldiğini kavrayanın İnönü olduğunu öne sürer. Bazıları ise, Türkiyeyi çoğulcu siyasete yöneltenin tekpartili faşist rejimlerin yenilgisi ve demokrasilerin zaferi olduğunu savunur. Bu görüşe göre, bu zafer, demokratik modelin üstünlüğünü ortaya koymuş ve Türkiye'nin egemen sınıfları dâ durumu kavramakta atik davranarak gerekli ayarlamaları yapmıştır.
Her iki görüş de geçerli ve incelenmeye değerdir. Ancak bir bireyin öngörüsünden ya da dış etkenlerin etkisinden çok, siyasâl geçiş üzesinde durmak gerektiği kanısındayım. Çünkü Kemalizmin ilk yıllarından başlayarak yapılan bir incelemesi, rekabetçi siyasete geçişin ipuçlarının bizzat bu ideolojinin içinde bulunduğunu düşündürmektedir. Bu, geçişin herhangi bir biçimde kaçınılmaz olduğu değil, ama Kemalizmin hedefleri gerçekleştirilecekse bunun oldukça geniş ve genel bir biçimde tanımlanmış demokratik bir rejimin kurulması yoluyla mümkün olabileceği anlamına gelir. Kemalizmdeki milli ve demokratik yönsemeler, kısmen, yeni Türk devletine savaş sonrası dünyada meşruiyet kazandıracağı, düşünülen Wilson ilkelerinin mirasıydı. Ancak aşağıda göreceğimiz gibi, milliyetçiliğin ve demokrasinin önemli rol oynayacağı bir burjuva devrimini gerçekleştirme kararlılığı, Başkan Wilson'un katkısından önceye uzanmaktadır.
Ortadoğu: 2006’nın Cehennem Ateşi.. - Uluç Gürkan
Submitted by altay on Ocak 1, 2006 - 19:32.2006’da Ortadoğu iyice ısınacak. Türkiye de, deyim yerindeyse “cehennem ateşi” içine itilecek.
ABD, Irak işgalinin ortaya çıkardığı ağır faturaya rağmen, Ortadoğu konusundaki hesaplarını değiştirmiyor. Bütün gücüyle bölgenin enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü sürdürmeye çalışıyor. Bu amaçla, İran ile Suriye’yi “öncelikli hedef” olarak gündeminde tutuyor.
ABD, İran’ın nükleer silahlar edinmesine, hiç bir koşulda rıza göstermiyor. Bunu önlemek için İran'ın nükleer tesislerine saldırıyı da kaçınılmaz görüyor. Ötesinde, İran’ın ham petrol satışlarında dolar yerine Euro’ya yönelmesini de, ceza gerektiren bir eylem olarak değerlendiriyor.
Anımsanacaktır, Irak’ın işgaline yönelik saldırının zamanlamasında, Saddam’ın petrol ticaretinde dolar yerine Euro’yu kullanmaya yönelmesi de etkili olmuştu..
* * *
ABD’nin Suriye’yi hedef almak için de kendince önemli gerekçeleri bulunuyor.
Bir Kemalist'in Ölümü: Ebulfez Elçibey - Erdal Güven
Submitted by altay on Aralık 28, 2005 - 19:15.Asıl soyadı "Elçibey" değil "Aliyef"di... Yani "Alioğlu" yahut "Alisoy"... Rus etkisiyle sonuna "ef" takısı alması onu rahatsız etdiği için değiştirip "Elçibey" soyadını almışdı. Bir tür siyasi "mahlas" gibi. Frenkler sanatçıların kullandıkları takma adlara şaka yollu "nom de guerre" derler "savaş adı"... Ebülfez Elçibey bakımından bunu "mecazi" değil "gerçek" anlamda da kabul edebiliriz... Zira ömrünü Azerbaycan'ın bağımsızlığı ve demokratikleşmesi "savaşı"na adamışdı.
Halen Azerbaycan Cumhurbaşkanı konumundaki Haydar Aliyef ile arasında bulunan soyadı benzerliği tamamen tesadüfidir. Azeriler çoğunlukla Şii Mezhebi'nden oldukları için aralarında ali adı veya soyadı yaygındır. Nitekim Bakü'nun Ankara nezdindeki Büyükelçisi de - eğer yanılmıyorsam - Aliyef soyadını taşımakdadır ama onun da ne biriyle akrabalığı vardır ne öbürüyle...
Ben Ebülfez Elçibey'le ilk kez 1989 Yılı'nda, yani SSCB artık son demlerini yaşarken, karşılaşdım. Bir Alman tv kuruluşu için Bakü'da çekim çalışmaları yapıyordum. O tarihde artık Elçibey soyadını kullanmaya başlamışdı. Hakkında tutuklama kararı olduğundan ortalıkda pek dolaşmıyor, ama fazla da yeraltına inmeğe gerek görmüyordu.
Önderi bulunduğu "Halk Cebhesi" (bağımsızlık örgütü) ile KGB arasındaki güç oranı adamakıllı "Halk Cebhesi" tarafına doğru kaymaya başlamışdı.
Uğur Mumcu Olmak.. - Uluç Gürkan
Submitted by altay on Aralık 28, 2005 - 18:51.Dün Mersin’deydim. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği "Uğur Mumcu'yu Anma Etkinliği"ne katıldım.
Kültür Salonu’nu dolduran dinleyicilere sordum:
"Bugün, Türkiye'nin dört bir yanında, bu arada yurt dışında, Almanya'da, Sevgili Uğur'u anan bizler, yılın diğer günlerinde de Türkiye'nin sorunlarına Uğur Mumcu’nun sorumluluğu ve kararlılığıyla ağırlık koyabilsek ne olurdu?"
Yanıt basitti ve bir tür özeleştiri de içeriyordu. Salonda bulunan kimse, bu durumda Türkiye’nin aşılamayacak bir sorunu kalacağına inanmıyordu.
* * *
Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı ve onlarca Atatürkçü bilge, rasgele katledilmediler. Kahpe katiller tarafından özellikle hedef seçildiler.
Onlar, katledilmeden önce hapse atılarak da susturulmak istenmişlerdi. 12 Mart 1971’de de, 12 Eylül 1980’de de çok sayıda Atatürkçü, askerî cezaevlerinde çürütülmeye çalışılmıştı.
O günlerden unutmadığım bir anım var:
12 Mart devlet terörünün bütün şiddetiyle kol gezdiği günlerde, Muammer Aksoy’un da tutuklandığını ve Mamak Askerî Cezaevi'ne getirileceğini haber aldık. Cezaevinde bulunan Mümtaz Soysal, çılgına döndü. Koğuşun önündeki demir parmaklıklara saldırdı. Bir yandan da, bütün gücüyle bağırıyordu. "Muammer Hoca'yı buraya sığdıramazsınız" diye.
Organize Suçlar ve Fethullahçılar - Dr. Necip Hablemitoğlu
Submitted by altay on Aralık 24, 2005 - 21:01.28 ŞUBAT KARARLARI SÜRECİNE BİR KATKI
ORGANİZE SUÇLAR VE FETHULLAHÇILAR
Dr. Necip Hablemitoğlu*
ırım Dergisinde yayınlanan “Fethullahçı İhaneti”(1) başlıklı yazının hemen ardından başlayan gelişmeler, Türkiye’deki ve A.B.D.’ndeki şeriatçı dayanışmanın boyutlarını da gözler önüne serdi. Fethullahçısı, ışıkçısı, yeni asyacısı ile seriatçıların önemli bir bölümü, “ataları Said-i Kürdi ile Hocaefendilerine (!) hakaret edildiği, dil uzatıldığı” gerekçesiyle ilk kez açık olarak maskelerini indirdiler ve gerçek yüzlerini ortaya koydular. Görünen yüz, asla ve asla “Türk”ün yüzü değildi!.. Türk’e ve Türklüğe de alenen saldıran bu iğrenç yüzü sahiplenenlerin sayısı -gerek Basında ve gerekse internette- hiç de az değildi. Böylece, meşru müdafaa haklarını (!) kullandıklarını sanan bu müritler güruhu, şahsımın yanısıra Atatürk ve Gaspıralı İsmail Beye de kin kustular. Bu hakaret ve karalama kampanyasına ilk tepki gösterenler arasında “Kırım”ın yanısıra “Yeni Hayat”ın da bulunması, şeriatçı kesimde gerçek bir paniğe yol açtı. Nedenine gelince, düne kadar takiyye yaparak “daha çok dindar”, “birazcık da milliyetçi” görünen mevcut tarikatlar, özellikle de nurcular ve fethullahçılar, kendilerinin Türkçü kesimde yargılandığını ve bu sürecin genel olarak Türk sağında da devam edeceğini farkettiler. İşte bu panik içinde kendi gazetelerinde yayınladıkları yazı serilerinde, gönderdikleri mektuplarda ve aracılar vasıtasıyla ilettikleri mesajlarda az bilinen ya da üzerinde pek durulmayan birtakım çelişkilerini de (2) ortaya koydular:
Kemal'in Askerleri - Dr. Necip Hablemitoğlu
Submitted by altay on Aralık 24, 2005 - 20:56.KEMAL'İN ASKERLERİ
VAHDETTİN'İN POLİTİKACILARI
Dr. Necip Hablemitoğlu
O, Türklüğün sessiz onurudur, gururudur, cesaretidir. O, Türk Ulusu'nun temsil ettigi tüm değerlerin simgesidir. O, başlıbaşına bir Türkiye'dir. Ve O'nun yazgısı, gerçekte Türkiye'nin yazgısıdır... Ama kaç kişi bilir O'nu ve kaç kişi hatırlar?!. Kaç kişi özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı, hatta aldığımız her nefesi borçlu olduğumuz adsız kahramanlardan biri olarak kendisini yâdeder?!. Cumhurbaşkanı mı, Başbakan mı, TBMM Başkanı mı, Anayasa Mahkemesi Başkanı mı, Yargıtay Başkanı mı ya da bu ülkeyi yöneten bürokrat ve politikacılar mı?!.
Eğer bir gün yolunuz Sandıklı-Afyon arasına düşerse, lütfen O'nu ziyaret ediniz. Marmaris, Bodrum, Kuşadası, Antalya, Fethiye gibi hemen çoğunluğumuzun yılda en az bir kez tatil için geçtiği yol üzerindedir O. Her gün onbinlerce aracın geçtiği yolda, herkes bakar da O'nu görmez. Daha doğrusu görmezlikten geliriz o küçücük tabelayı!.. Belli belirsiz şu ibareyi okursunuz: "Albay Reşat Bey-Çiğiltepe Şehitliği 10 km."!..
Hem Gericiliğe, Hem de Çağdaşlığa Hizmet Edilemez - Vural Savaş
Submitted by altay on Aralık 16, 2005 - 04:17.Atatürk, büyük Nutuk'unun başlangıç sahifelerinde, Samsun'a çıktığı gündeki ülkenin genel durumunu şöyle özetliyor:
''Düşman devletler, Osmanlı Devleti'ne saldırmışlar. Onu yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan kişi, hayatını ve rahatını kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyor. Hükümet aynı durumda. Başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde olup bitecekleri bekliyor. Komutan ve subaylar yorgun. Yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor. Kurtuluş yolu arayanlar, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemeyi düşünüyor. Bu devletlerden yalnız biriyle başa çıkılamayacağı tüm kafalarda yer etmiş''.
Yine Atatürk, daha 1923 yılında şunları söylemiştir:
''Büyük devletler, şimdiye kadar bize şu veya bu sorunlarda gösterişli yardımlarda bulunuyor görünüyorlar. Oysa, ekonomik tutsaklıkla bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri, bize bazı şeyleri vermiş gibi, .bizim bazı haklarımızı tanımış gibi bir durum alırlar, gerçekte, ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı. Bu tutsaklığa katlanan devlet ileri gelenleri hoşnuttu. Çünkü görünüşte azametli bir istiklal sağlamışlardı. Fakat gerçekte ulusu manen yoksulluk çukuruna atmışlardı. Bunlar ekonomik mahkumiyeti kavrayamamış bedbahtlardı''.
Yabancı Sermaye ve Atatürk - Uğur Mumcu
Submitted by altay on Aralık 16, 2005 - 03:55.İzmir İktisat Kongresi çalışmaları sürerken bir önemli gerçeğin altını kalın çizgilerler çizmek zorundayız. Bu gerçek, büyük Atatürk'ün "yabancı sermaye yanlısı" bir siyaseti savunmadığı gerçeğidir. Gerek düşüncede gerek eylemde, yabancı sermayeye karşı olan Ulusal Kurtuluş Savaşı liderinin, yabancı sermaye yanlısı gibi gösterilmesi tarihsel gerçeklerle hiç bağdaşmamaktadır.
Atatürk, Birinci İktisat Kongresi'nin açılışında "yasalara uymak koşulu ile yabancı sermayeye gerekli güvenceyi vermeye her zaman hazırız" diyorsa da, bu açıklama şu sözlerle tamamlanmaktadır.
"Geçmişte, Tanzimat devrinden sonra yabancı sermaye ayrıcalıklı bir duruma sahipti. Devlet ve hükümet, yabancı sermayenin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni ulus gibi Türkiye de buna izin vermez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız..." (Türkiye İktisat Kongresi, A. Gündüz Ökçün, S: 253)
Eğer, Atatürk'ün "yasalarımıza uymak koşulu ile yabancı sermayeye güvence vermeye hazırız" sözlerinden sonraki bu önemli deyişi aktarılmazsa, yalnızca eksik kalmaz, ayrıca Atatürk'ün görüşleri yanlış anlaşılır.


